Ankara Life’ın özel sayısında, sağlık sektöründe çığır açan kadın girişimci ile buluşuyoruz: Yasemin İrkilata. Pelvik taban rehabilitasyonunu Türkiye’de öncü kılan, sadece bir sağlık profesyoneli değil, aynı zamanda cesur bir kadın lider olan Yasemin İrkilata’nın ilham verici hikayesi, “Aşk Kasları” kitabından eğitim programlarına, klinik çalışmalarından toplumsal farkındalık projelerine kadar uzanan çok yönlü bir yolculuğu gözler önüne seriyor.

Fransa’da başlayan bu serüven, Türkiye’de daha önce adını bile duymadığımız bir alanda, sistemli bir sağlık hizmeti modeline dönüşüyor. Kadın bedeniyle barışma, sağlığı tabuların ötesinde konuşma ve bilinçli bir yaşam kültürü inşa etme misyonunu üstlenen Yasemin İrkılata, bu röportajda yalnızca mesleki başarısını değil, bir vizyona nasıl dönüştüğünü de samimi şekilde aktarıyor. İyi okumalar dileriz.
Yasemin Hanım sizi “sadece bir sağlık profesyoneli” olarak tanımlamak yetersiz kalır; siz aynı zamanda kendi alanını yaratan bir kadın girişimcisiniz. Bu yolculuk sizin için nasıl başladı? Pelvik taban alanında öncü olma fikri nasıl girişimci bir vizyona dönüştü?
Bu yolculuk benim için, Fransa’da altı yıl yaşayıp Türkiye’ye döndükten sonra başladı. Fransa’da oldukça yaygın olan pelvik taban rehabilitasyonunun Türkiye’de neredeyse hiç bilinmediğini fark ettim. Oysa ben, ikinci doğumumdan sonra yaşadığım bir sorun için Fransa’da doğum sonrası dönemde hemen bu tedaviye ulaşabilmiştim. Aynı tedavi Türkiye’de ne konuşuluyor ne de uygulanıyordu. Bu eksiklik beni harekete geçirdi. 2016 yılından itibaren bu alandaki farkındalığı artırmak ve tedavileri Türkiye’de erişilebilir kılmak için yoğun bir şekilde çalışmaya başladım. O günden bu yana, yalnızca bir sağlık profesyoneli değil, aynı zamanda bu alanda öncülük eden bir kadın girişimci olarak yolculuğuma devam ediyorum.
Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek özel hastane bünyesinde pelvik taban ünitesi kurdunuz. Tıbbi bir açılımı, girişimci bir fırsata dönüştürmek nasıl bir cesaret ve strateji gerektiriyor? Bu süreci bir kadın olarak yürütmenin zorluklarıyla nasıl baş ettiniz?
Türkiye’de bir ilk olarak özel bir hastane bünyesinde pelvik taban ünitesi kurduğumda, bu alanda daha önce benzer bir uygulama yoktu. Doğal olarak süreç kolay başlamadı. Pelvik taban fizyoterapisinin önemini ve gerekliliğini her platformda anlatmaya başladım; bu konuda çok emek verdim ve asla pes etmedim. Kadınlarda doğum öncesi dönemde uygulanması gereken pelvik taban egzersizlerini, doğum sonrası rehabilitasyonun önemini, idrar kaçırmanın normalleştirilmemesi gerektiğini ve cerrahi dışı çözüm yöntemlerinin de bulunduğunu anlatmaya çalıştım. Aynı şekilde kabızlık ve cinsel işlev bozuklukları gibi konularda, hem kadınlarda hem erkeklerde pelvik taban rehabilitasyonunun gerekliliği konusunda farkındalık yaratmak için yoğun bir çaba gösterdim. Bu süreçte alanımızda daha da derinleşerek, spesifik bir uzmanlık geliştirdik ve toplumda var olan büyük bir ihtiyacı karşılamaya yönelik adımlar attık. Bu birikimle birlikte “Aşk Kasları” adlı kitabımı yazdım ve böylece daha geniş kitlelere ulaşma imkânı buldum.

“Aşk Kasları” kitabınız sadece bir sağlık rehberi değil, aynı zamanda tabu yıkıcı bir manifesto gibi de okunabilir. Kadınlara hem bedensel hem zihinsel bir özgürlük sunarken, bu kitabı yazmak sizde nasıl bir his uyandırdı?
“Aşk Kasları” kitabını, pelvik taban kasları üzerine Türkiye’de yıllardır sürdürdüğüm farkındalık çalışmalarını bir adım öteye taşımak amacıyla yazdım. Çoğu insanın varlığından dahi haberdar olmadığı bu kaslar, aslında yaşamlarının bir döneminde mutlaka bir sorun olarak karşılarına çıkabiliyor. Bu kasları tanımak, yalnızca bedensel sağlık için değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal farkındalık için de büyük bir kapı aralıyor. Okurlara hem kendi bedenlerini tanıma hem de bu alanda bilinçlenme fırsatı sunabilmek, mesleki açıdan benim için son derece tatmin edici ve gurur verici bir deneyim oldu.
Pelvik taban farkındalığını artırmak için yalnızca klinik çalışmalarla değil, eğitimlerle de aktif bir rol üstleniyorsunuz. Bu çok yönlü yaklaşımınızın arkasındaki vizyon nedir?
Bu tedavileri klinik ortamda yetişkin hastalara sunan ilk terapist olarak, pelvik taban rehabilitasyonunun yalnızca benimle sınırlı kalmaması, farklı şehirlerde de ulaşılabilir hale gelmesi gerektiğine inandım. Bu vizyonla yola çıkarak, öncelikle fizyoterapist meslektaşlarıma yönelik eğitimler vermeye başladım. Zamanla bu eğitimlerin etkisiyle, birçok özel hastane ve klinikte pelvik taban rehabilitasyonu uygulanmaya başlandı. Bu sayede hem toplumda farkındalık arttı hem de hastaların tedaviye erişim imkânları genişledi. Bugün hâlâ eğitimlerimize aktif olarak devam ediyoruz ve bu alanda uzmanlaşan fizyoterapist sayısının giderek artmasından büyük mutluluk duyuyorum.

Girişimci kimliğinizle sağlık sektöründe sınırları zorlamaya devam ediyorsunuz. Önümüzdeki dönemde sizi heyecanlandıran yeni projeler, girişimler ya da hayaller neler?
Önümüzdeki dönemde bizi en çok heyecanlandıran konu, eğitim faaliyetlerimizi daha da yaygınlaştırmak. Böylece daha fazla fizyoterapist bu alanda uzmanlaşacak ve çok daha fazla hasta pelvik taban fizyoterapisinden faydalanabilecek. Aynı zamanda sosyal medyadaki varlığımızı güçlendirmeye devam ederek, toplumda bu alana dair farkındalığı daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz. Kliniğimiz, kuruluşundan bu yana birçok özel hastane ve kliniğe ilham kaynağı oldu. Bu öncü rolümüzü sürdürerek, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde örnek alınan bir merkez olma yolunda ilerliyoruz. Özellikle Avrupa ve Amerika’dan gelen hastalarımızın, burada bu tedavilere daha kolay ve kapsamlı bir şekilde ulaşabildiklerini ifade etmeleri bizim için çok kıymetli. Bu hedef doğrultusunda üretmeye, ilham olmaya ve sınırları zorlamaya devam edeceğiz.
